Türkiye’de uzun yıllar mimarlık yapan biri olarak, şantiyelerden belediye koridorlarına kadar pek çok alanda aynı sorunu tekrar tekrar gözlemledim: Biz kentsel dönüşümle yıkıp yapmayı birbirine karıştırıyoruz. Oysa bilimsel veriler ve akademik çalışmalar, bu sürecin çok daha derin ve çok boyutlu olduğunu gösteriyor. Bu yazıda, güncel veriler ışığında kentsel dönüşümün neden yalnızca bina yenilemekten ibaret olmadığını, sürecin yanlış yönetildiğinde vatandaş aleyhine nasıl işlediğini anlatacağım.
Yalnızca Beton Değildir.
Sokaktaki biri için kentsel dönüşüm, eski binanın yıkılıp yerine yenisinin yapılması demek olabilir. Ama işin profesyonel ve akademik tanımı çok daha geniştir. Kentsel dönüşüm, modern kentlerin sosyal, ekonomik ve fiziksel açıdan yeniden şekillendirilmesini hedefler. Yani bu süreç, yalnızca demir-çimento meselesi değildir. Eğer bir dönüşüm projesi sadece “kat karşılığı oranlarına” indirgeniyorsa, orada şehircilikten değil, ranttan söz ediyoruz demektir.
Kentler Canlıdır, Ruhu Vardır
Benim yıllardır savunduğum bir düşünce var: Şehirlerin bir ruhu vardır. Bugünün kentleri sadece binalardan ya da yollardan oluşmaz; insanların ilişkileri, kültürel dokular, ekonomik dengeler hepsi bir aradadır. Mahalleleri yalnızca “arsa stoku” olarak gören yaklaşım, komşulukları, mahalle kültürünü ve sosyal dengeyi yok eder. İşte bu noktada “rantsal dönüşüm” ortaya çıkar: Binalar yenilenir ama insan dokusu kaybolur.
Sağlıklı Bir Dönüşümün Formülü Nedir?
Peki, vatandaşın mağdur olmadığı bir dönüşüm mümkün mü? Elbette mümkün. Araştırmalar, başarılı dönüşüm projelerinin dört temel üzerine kurulduğunu gösteriyor:
• Bütüncül Yaklaşım: Sadece tek bina değil, bölgesel planlama.
• Veriye Dayalı Kararlar: Zeminden bina stokuna kadar bilimsel analizler.
• Katılımcılık: Vatandaş sadece imza atan değil, sürecin bir parçası olmalı.
• Sürdürülebilirlik: Bugünün değil, yarının ihtiyaçları da düşünülmeli.
Bu unsurlar ihmal edildiğinde, dönüşüm süreci ne yazık ki halkın değil, sermayenin çıkarına işler hale geliyor.
Türkiye Gerçeği: Deprem ve Kırılganlık
Türkiye bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremleriyle bu gerçeği ağır bir bedelle bir kez daha yaşadık. Bu yüzden kentsel dönüşüm, sadece bir planlama değil, aynı zamanda bir zorunluluk haline geldi. Ancak bu zorunluluk, vatandaşı korkuyla sindirip sağlıksız sözleşmelere zorlamanın bahanesi olmamalı. Deprem riskiyle mücadele ederken, insanların yaşam alanlarını ellerinden almadan, borç yükü altına sokmadan da çözümler üretilebilir.
Bir Mimar Olarak Önerim
Doğru bir dönüşüm süreci, “Yıktık, yaptık, bitti” mantığıyla değil, bilimsel ve katılımcı bir yaklaşımla ilerlemeli. Sağlıklı bir dönüşüm için önerilen adımlar şöyle:
- Risk Analizi: Bilimsel temelde tehlikenin belirlenmesi
- Planlama: Geleceğe dönük vizyon geliştirme
- Katılım: Vatandaşın sürece dâhil edilmesi
- Uygulama: İnşaat sürecinin başlatılması
- Denetim: Sonuçların izlenmesi ve değerlendirilmesi
Son Söz
Bir ev sadece dört duvar değildir. Orası anılarımızın, komşuluklarımızın, hayatlarımızın geçtiği yerdir. Dönüşüm, bu değerleri yok etmeden, daha güvenli yapılar kurarak gerçekleşmeli. Bir mimar olarak en içten tavsiyem şudur: Yalnızca binanızı değil, yaşam kalitenizi de koruyun. Talep ettiğiniz şey sadece yeni bir yapı değil; güvenli, yaşanabilir ve insani bir çevre olsun.



